| Foto: Mehmet Erken |
Eylül ile başlayan bu seri, yakın ve uzak çevremde pek çok farklı aks-i sedaya vesile oldu. Tanıdığım, tanımadığım, arada selamlaştığım insanlarla bu vesileyle konuşmak, görüşmek bile nasib oldu. Dolayısıyla bu tartışmayı sürdürmek, onlar adına konuşmak değil de, çoğumuzun dile getirmeye takatinin, mecalinin yetmediği, cesaretinin elvermediği bir kısım meseleyi açık etmek adeta vacib oldu. Kimsenin avukatlığı, sözcülüğü değil haddim. Temsiliyet bahsiyle aramız açık. Fakat sözümüzün icabı, şahsi ve muhterem faslın ötesinde bu kadar çok insanın derdine, yarasına karşılık gelen bir tartışmadan beri durup kabuğa çekilmek de adetimiz değil. Hülasa konuştuklarımız, tartıştıklarımız ve düştüğümüz başka notlarla bu seriyi sürdürmek boynumuzun borcu oldu. Yani, yazdıklarımın şahsi olduğu kadar, umumi mahiyetini de akılda tutmak ve bu tartışmayı kollektifleştirmek hepimizin meselesi.
Genç çiftler ilişkilerini kurumsallaştırırken, karşı karşıya kaldıkları pek çok momentte üçüncü şahıslar tarafından sıklıkla telkin edilen kaide "hayatta bir kez yapılıyor" olur. En pahalı ve en gösterişli gelinlik bir defa giyilmek üzere sipariş edilir, en mutantan kına gecesi bir defa yaşanmak üzere organize edilir, en çılgın balayı destinasyonu bir defa gidildiği için seçilir, hiç takılmayan boyunbağı "o an" için bağlanır, Sünnet'e uygun uzatılmış sakallar "o fotograf" için kestirilir. Sembolik evrende uzatılabilecek bu listeyi çok şişirmeyeceğim. Her deneyimde ayrı şeylere karşılık gelen bu çirkinlikler silsilesini kolektif bir iradeyle teşhir etmek daha anlamlı. Okuyanlardan ricam cesaretlerini toplayıp yorumlara vidanj eylemeleridir. Sorumuz; kişilerin o güne dek tercih etmedikleri ve dahi ahlaki/politik olarak da tercih etmeyi (en azından) arzulamadıkları kararları onlara aldıran nedir?
"Hayatta bir defa" ibaresindeki biriciklik vurgusu, belirli bir zamansallığı mitleştiren bir tarihyazımı perspektifinden sarf ediliyor. Adeta müstakbel çiftin hayatına yeni bir milat koyan tanrısal bir iddia bu. Kişilerin karşılaşmaları, teessürleri, tehessüsleri ve bunlara içkin tarihsel kırılmaları biriciktir, bunu tartışmayız. Mesele deneyimlerle yaşanan ve yaşanmaya talip olunan bu hikayenin tarihini, bu şekilde yazmayı ve kurmayı dayatan "hayatta bir defa" iradesinin ideolojik kökenleriyle alakalı. Diğer bir ifadeyle insanlara "hayatlarında hiç yapmadıkları" şeyleri yaptıran, tatmadıkları ve tercih etmedikleri şeylere bulaştıran bu motivasyon gerçekten sevdiceğini pek sevmek, deli gibi aşık olmak mı? Sevmek ve sevilmek bu kadar hasen ve pak duygular iken tüm bu çirkin fiilleri nasıl tahrik edebiliyor, yoksa hiç de öyle değil mi?
| Foto: Mehmet Erken |
İnsanın hayatında, kurucu, tayin edici, tarih yapıcı fiillerin kadri ve kıymeti mühim. Bu minvalde anı ve zamanı tekilleştirmek değil de biricikleştirmek, kendinden menkul değerler atfederek onu tarihsel dizge yahut döngüsünden koparmak, esasen gayri ahlaki bir tavra karşılık geliyor. Bütünlüklü tarihsel düzleminden koparılan fiil, adına evlenmek denen bu izafi "olağanüstü hal" kaidesine göre tartılıp kıymetleniyor ve meşru hale geliyor. Bu anın biricikleştirilek tarihsel dizge ve döngüden kopartılmasından meydana gelen "artı değer" en basitinden kişilerin kendi tarihlerine kasdetmektir. Aşkın ve sevginin kanatları altına sığınarak girişilen bu tarihyazımı müstakbel çiftleri kapitalist bir hayat tarzına mahkum eden, orta sınıf ahlakını onlara dayatan ilk hamle, ilk saldırıdır.
Hayatta bir defal olma uğruna meşru kılınan fiil, geri kalanını gayrimeşru kılacak kudrette olmasa da, yarattığı kırılmanın tesiri bu potansiyele içkindir. Bu momente ortak kılınan şahitler, bu anı tespit eden gözler, tasdik eden mühürler durumu kurumsallıştırarak sabitlerler. Hayatın kendi içindeki tabii mecrasına, vasat üzre oluşuna değil olağanüstüye, gayri ihtiyari olana bu yönelim en temel insani deneyimleri bile başka türlü yaşamaya, hayatla kurulan ilişkinin ahlaki ölçütlerini baştan çıkarmaya bir davet aslında.
Evliliğin tarihi bu biriciklik üzerinden yazılma başlayınca bir defa, bu milat yaşananları ve artık yaşanmak istenmeyenleri de baştan dizmeye muktedir. Dolayısıyla "bir basamak" olarak geçmiş ilişkiyi koparmaya ve bambaşka bir gelecek inşasına da kapı açıyor. Ahlaki ve ilkesel kudreti bu açıdan son derece ciddi etki ve sonuçları bünyesinde barındırıyor. Hülasa çiftlerin aldıkları ufak ve önemsiz gözüken kararların salt sembolik değil, son derece tarihsel ve politik düzlemleri yazılan bu tarihin evvel ve sonrasında apaçık gözler önüne seriliyor. "Biriciklik" ön plana çıktıkça, ilişkiyi çoğullaştıracak, anları çoğaltacak, başkalarını ortak edecek ve başkalıkları aşındıracak imkan ve ihtimaller de ortadan kalkıyor. Diğer bir ifadeyle "hayatta bir kere yaşanan" hep birlikte yaşanak pek çok başka anlara, buradaki çoğullaşma imkanlarına ipotek koyuyor.
Birbirimize olan sevgi ve muhabbeti kendimiz kalarak yaşamaya devam etmek, kendimiz olarak çoğullaşmak, tekilliklerimizi, şahsi ve muhterem hasletlerimizi muhafaza etmek mühim. En başta kendimize saygımızla, şahsiyetimizin hakkını vermekle alakalı bir ödev. Bu yolda bizi baştan çıkaran, yoldan saptıran her türlü masum ve nahif tuzağa karşı atik ve tetikte olmak devrimci bir sorumluluk arz ediyor.
Kendimizi yitirdikçe, kendimiz olmaktan vazgeçtikçe basitleşen, kirlenen, ciddiyetini yitiren hayatlarımızın acısını sadece kendimiz çekiyoruz. İşte tam da bunun için hayatta bir kere değil, hayatımız boyunca bize dayatılanları değil, olmak istediklerimizi birlikte yapabilmenin hukukunu geliştirmek, yollarını aramak bu amansız saldırıyı alt etmenin yegane yolu gibi gözüküyor.
0 yorum